Gözetim Kapitalizmi

Daha önceki üç yazımda internette veya gündelik hayatımızda nasıl gözetlendiğimizi anlatan “ Evet, akıllı telefonlar bizi dinliyor. Bu bir paranoya değil !”, “ Dikkat… izleniyorsunuz !”, “ İnternette nasıl izleniyoruz?” başlıklı üç yazı kaleme almıştım. Bu yazılardan da anlaşılacağı üzere, artık gözetlendiğimizi biliyoruz ama bu işin bu noktalara varacağını veya gelinen durumun bu şekilde yorumlanabileceğini ben de bilmiyordum. Ta ki Shoshana Zuboff’un geçen 2019’da yayınlanan “ Gözetim Kapitalizmi Çağı” (Surveillance Capitalism) kitabını okumaya başlayıncaya kadar.

Gözetim kapitalizmi kavramını ilk duyduğumda, bunun normal kapitalizmden, bildiğimiz iş yapma tarzımızdan ve ekonomi anlayışımızdan ötede bir şey olduğunu fark ettim. Çünkü bu doğrudan bizim hayatımızın içine giren ve bizim hayatımızla beslenen bir şeydi. Kendimizle ve başkalarıyla olan ilişkimizi izliyor ve gelecek davranışlarımızı değiştiriyor, haklarımıza ve haklarımızı anlamamıza, neyin normal neyin yolunda olduğuna dair anlayışımıza bile ulaşıyordu. Özgürlüklerimizi dibine kadar zorluyor ve zaman zaman mahremiyetimizi yok sayıyordu.

Bu kitabın benim için en önemli taraflarından birisi, gözetim kapitalizminin hayatımızın en mahrem sayılabilecek noktalarına kadar ulaşarak elde ettiği verileri kullanma biçimini gözler önüne sermesi ve bu gözetlemenin potansiyel sonuçlarına getirdiği yorumlardır. Haklarımız ve özgürlüklerimiz aslında demokrasinin temelidir. Kitap, gözetim kapitalizminin demokrasi ile ilişki kurma şeklimizi değiştirerek meydana getirebileceği yeni toplumsal eşitsizliklerin boyutlarını görmememizi sağlıyor. Hayatlarımız bizden bile gizlenmek üzere özel olarak tasarlanmış bir ekonomik icraatın hammaddesi haline getiriliyor.

Kitap genel olarak konuya daha önce göremediğim bambaşka bir bakış açısından bakıyor ve beni farklı düşünmeye zorluyor. Bu nedenle, konuyu çok önemli gördüğüm ve daha geniş kitlelere aktarılmasını bir sosyal sorumluluk olarak değerlendirdiğim için bu yazıma konu ettim.

Fen ve mühendislik bilimleri alanında yayın yapan akademik dergiler yazılan akademik kitaplar hakkında pek kitap incelemesi ( İng. book review) yayınlamazlar. Veya en azından benim takip ettiğim akademik dergilerde çok karşılaşmadım. Sosyal bilimler alanında ise gördüğüm kadarıyla bu gelenek oldukça yaygın. Kitap hakkında, akademik veya yarı akademik dergilerde oldukça fazla kitap incelemesi yayınlanmış. Kitabı okurken bir yandan da kitap hakkındaki incelemeleri de okumaya çalıştım. Sonuç olarak kitap hem akademik çevrelerde ve hem de genel okuyucu kitlesi olarak oldukça ilgi uyandırmış görünüyor. Kitap her ne kadar yaşadığımız dünyadaki bilişim teknolojilerinin neden olduğu toplumsal değişikliği konu alıyor olsa da nihayetinde sosyal bilimler bakış açısından hazırlanmış. Doğal olarak içeriği bir takım ekonomik ve sosyolojik kavramlar üzerine kurulu. Yani bu sular akademik olarak yetkin olmadığım ve derinliğini çok bilmediğim sular. Bu nedenle bazı kavramların yerli yerine oturtulmasında zorlandığımı itiraf etmeliyim. Ayrıca, kitabın yazım dili İngilizce olduğu için, disiplin farkı nedeniyle bazı terminolojik sıkıntılarım da oluyor doğal olarak. Kitapta konuya getirdiği yorumları ve öne sürdüğü iddiaları ispatlamak için oldukça fazla kanıt ve açıklayıcı not sunulmuş. Öte yandan, gerçi ben elektronik epub versiyonunu okudum ama, kitap oldukça kalın, 691 sayfa. Oku oku bitmiyor, takoz kıvamında.

Şimdi dilerseniz, öncelikle gözetim kapitalizmi kavramını ortaya atan “Shoshana Zuboff kimdir?” kısaca buna bakalım ve ardından kitabın kılavuzluğunda konunun derinliklerine dalalım.

Shoshana Zurboff kimdir? 

Engin bilgi hazinesi, Wikipedia’dan kısaca özetliyorum: Shoshana Zuboff bir akademisyen. Amerika’nın en prestijli üniversitelerinden birisi olan Harvard Üniversitesi İşletme Bölümü profesörü. Ayrıca, Amerika’da alınması oldukça zor olan sabit profesör kadrosunu (tenure track) bu bölümde alan ilk kadın profesör. Nedense Wikipedia bu konuyu özellikle belirtilmiş. Zuboff, önce Chicago Üniversitesinde felsefe alanında lisans eğitimi görmüş, ardından Harvard Üniversitesinde sosyal psikoloji alanında doktora derecesi almış. Önceki akademik çalışmalarında kapitalizm ve piyasa ekonomisi üzerine çalışmaları var. 1988 yılında Akıllı Makinalar Çağı ( The age of the Smart Machines) isimli bir kitabı da var. 2002 Yılında “Destek Ekonomisi: Şirketler Bireyleri Neden Başarısız Ediyor ve Kapitalizmin Sonraki Bölümü” isimli bir kitab yayınlamış. 2019 yılında ise bu yazıya konu ettiğim “Gözetim Kapitalizmi Çağı: İktidarın Yeni Sınırında İnsan Geleceği İçin Mücadele” ( The Age of Surveillance Capitalism: The Fight for a Human Future at the New Frontier of Power) başlıklı kitabı yayınlanmış.

Gözetim Kapitalizmi nedir? 

Zuboff kitabına Gözetim Kapitalizmi’nin resmi bir sözlük tanımı ile başlıyor ve bir dizi tanım sunuyor. Biz de oardan aktararak, gözetim kapitalizmini anlamaya çalışalım. 

  1. İnsan deneyimi verilerinin bilgi çıkaran, yeni tahminler yapan ve satan gizli ticari icraatlar için bedava hammadde olduğunu iddia eden yeni bir ekonomik düzen;
  2. Mal ve hizmet üretiminin yeni bir küresel davranış değişikliği mimarisine tabi olduğu asalak bir ekonomik mantık;
  3. İnsanlık tarihinde benzeri görülmemiş zenginlik, bilgi ve güç yoğunlaşmalarıyla vurgulanmış bir haydut kapitalizm mutasyonu;
  4. Bir gözetim ekonomisinin temel çerçevesi;
  5. On dokuzuncu ve yirminci yüzyılda insan doğasına endüstriyel kapitalizmin yaptığı tehdide benzeyen yirmi birinci yüzyıl tehtidi;
  6. Toplum üzerinde egemenlik kuran ve piyasa demokrasisine şaşırtıcı meydan okumalar sunan yeni bir araçsal gücün kökeni;
  7. Tam kesinliğe dayalı, yeni bir kolektif düzen dayatmayı amaçlayan bir hareket;
  8. Tepeden darbe olarak görülecek, kritik insan haklarına el konulması: halkın egemenliğinin devrilmesi.

Gözetim Kapitalizmi Nasıl çalışıyor?

Her şeyden önce, gözetim kapitalizmi, tek taraflı olarak sahiplendiği insan deneyimi verilerini bedava bir hammadde olarak görüyor ve bu verileri davranışsal biçimlere dönüştürecek öngörüler üretmek için kullanıyor. Bu verilerin bir kısmı hizmetlerin ve ürünlerin geliştirilme için kullanılsa da üretim fazlası olduğunu söyledikleri fazlalık kısmı ise makine zekâsı olarak bilinen gelişmiş̧ öngörü üretim süreçlerini besliyor. Yarın ve gelecekte ne yapacağımızı tahmin eden öngörüler üretmek amacıyla kullanıyorlar. Gözetim kapitalistleri bu öngörülerin alım satım işlemlerinden servetlerine servet katıyorlar.

Gözetim kapitalizmi, bilgi ve bilgiye hükmeden güçte benzeri görülmemiş asimetriler üzerine kuruludur. Gözetim kapitalistleri hakkımızda her şeyi bilirler. İş süreçleri çoklukla gizlidir ve bizim tarafımızdan bilinemeyecek şekilde tasarlanmıştır. Bizim her hareketimizden yeni veriler biriktirirler, ama bunları bizim için kullanmazlar. Bizim değil, başkalarının kazancı için bizim geleceğimizi tahmin ediyorlar. Gözetim kapitalizminin ve onun davranışsal gelecek piyasalarının gelişmesine izin verildiği sürece, yeni davranış değişikliği araçlarının mülkiyeti yirmi birinci yüzyılda kapitalist zenginliğin ve gücün kaynağı olarak üretim araçlarının mülkiyetini gölgede bırakacaktır.

Gözetim Kapitalizmi, milyarlarca insana mutlulukla kullandıkları bedava hizmetler sunarak bu hizmetleri sunduğu kullanıcıların davranışlarını genellikle rızaları olmadan ve çaktırmadan en ince ayrıntısına dek kaydederler. Arama sorgularımız, postalarımız, GPS konumumuz veya konuşmalarımız, seslerimiz, resimlerimiz, gezindiğimiz internet siteleri ve tıklamalarımız gibi siber alemde bıraktığımız bütün izler ve hatta dolaştığımız mağazalar ve yemek yediğimiz restoranlar gibi fiziksel dünyamızdan bile toplanan bu devasa veri okyanusu gözetim kapitalizminin bedava hammaddesini oluşturuyor. Bu hammadde analiz edilip işlenerek bizim gelecekteki davranışlarımız tahmin edilmeye çalışılıyor.

Gözetim kapitalizmi yeni bir kapitalizm türü değildir. Kapitalizmin yeni teknolojiler ile birlikte ayakta kalabilmek için evrildiği son aşamadır. Her ne kadar, bedava olarak nitelenen hammaddenin de piyasada ticareti yapılıyor olsa da, gözetim kapitalizminin asıl ürünü geleceği tahminleme öngörüsüdür.

Gözetim Kapitalizm nerede ve nasıl doğdu?

Zuboff’a göre gözetim kapitalizmi 2000’li yıllarda Google’da doğdu ve ardından Facebook, Apple ve Amazon gibi şirketler tarafından da kullanılmaya başlandı. Şimdi gelin Gözetim Kapitalizminin nasıl doğduğunu anlamak için Google’un o ilk günlerine bakalım. 

Genç şirket Google’un PageRank algoritması, arama motorunda sorgulara getirilen sayfaların benzerliklerine göre sıralamasında çok önemli bir avantaj sağlamıştı. 1999 yılında Silikon Vadisi’nin en saygın risk sermayesi şirketlerinden Sequoia Capital ve Kleiner Perkins’den 25 milyon dolarlık sermaye yatırımı aldılar. O günlerde Google zaten her gün yedi milyon talep alıyordu.

İnternette bir arama motoru olarak insanların Google’dan, Google’un da insanlardan öğreneceği çok şey vardı. İlk günlerdeki bu ortak yaşam Google’ın algoritmalarının her zamankinden daha alakalı ve kapsamlı arama sonuçları öğrenmesini ve üretmesini sağladı. Daha fazla sorgu, daha fazla öğrenmek anlamına geliyordu; daha fazla öğrenme, daha ilgili sonuçlar üretiyordu. Daha ilgili sonuçlar ise daha fazla arama ve daha fazla kullanıcı anlamına geliyordu. Birkaç yıl sonra baş ekonomist olarak Google’a katılan Hal Varian, “Bir kullanıcının gerçekleştirdiği her eylem, analiz edilecek ve sisteme geri beslenecek bir sinyal olarak kabul edilir” diyordu. Bu Google’un kullanıcı verilerine verdiği önemim ilk işaretleriydi.

Bu erken dönemde, kullanıcıdan toplanan davranışsal veriler tamamen kullanıcıya sunulan hizmetin iyileştirilmesi için kullanılıyordu. Kullanıcılardan toplanan davranışsal veriler, yani hammadde, bedava olarak elde edilmiş ve bu veriler de kullanıcıya sunulan hizmetin hızı ve doğruluk düzeyinin iyileştirmesi ile çeviri gibi yardımcı ürünler oluşturulması için kullanılmıştır. Zuboff, buna tüm davranışsal verilerin ürün veya hizmetin iyileştirilmesinde kullanıldığı ve ürünün yeniden yatırıldığı “davranışsal değerin yeniden yatırıma dönüşme döngüsü” olarak adlandırıyor. (bkz. Şekil 1).

Şekil-1: Davranışsal değerin yeniden yatırıma dönüşme döngüsü

Bu döngü, Google’da gayet güzel bir şekilde çalıştı. Ancak önemli bir sorun vardı: döngüde sürdürülebilir şekilde para kazanabilecek bir işlem yoktu. Aslında, Google’un bu döngüsünde satılan bir ürün veya sunulan bir hizmeti satın alan bir müşteri de söz konusu değildi. Döngü, müşterilerle ekonomik değişimin yapılacağı bir pazar işlevi görmek yerine “kullanıcılar” ile etkileşim halinde ekonomi dışında geçiyordu.

Google’un kullanıcıları, müşterileri değildi. Ekonomik değişim yoktu, fiyat yoktu ve kâr da yoktu. Kullanıcılar üretilen hizmeti yerine getiren işçi olarak da düşünülemezdi. Ayrıca, kullanıcılar bu döngüde “ürün” olarak da değerlendirilemezdi. Oysa, bir kapitalist işçileri işe aldığında ve onlara ücret ve üretim araçları sağladığında, ürettikleri ürünleri belirli kârla satarak gelir elde eder. Ama durum burada böyle değildi. Süreç bilinen klasik kapitalist döngülerine pek benzemiyordu. Aslında, bu döngüde kullanıcılar ürün değil, ürünü oluşturan hammadde tedarik kaynağı olarak değerlendirilmeliydi. En önemli fark buradaydı.

Görüldüğü gibi, gözetim kapitalizminin bileşenleri kalsik düzenden oldukça farklıdır. Olağandışı ürünleri vardır: davranışlarımıza kayıtsız kalırken, davranışlarımızdan kaynaklanan veriyi sahiplenmeye çalışır. Daha da önemlisi, gözetim kapitalizminin ürünleri ne yaptığımız değil ne yapacağımız konusundaki öngörülerdir.

Google’daki reklam işlerini yöneten ürün olan “AdWords”ün o zamanki ekibin çoğu kurucuların reklamlara karşı genel antipatisini paylaşan yedi kişiden oluşuyordu. Yani reklam verenlerin Google arama motorunu doğrudan finanse etmelerini istemiyorlardı. Bu eğilim, Google kurucuları Sergey Brin ve Larry Page’in 1998 World Wide Web Konferansı’nda sunduğu “ Büyük Ölçekli Bir Hiper Metin Tabanlı Web Arama Motorunun Anatomisi “ başlıklı bildirilerine de yansıyordu. Genel olarak reklamın finanse ettiği bir arama motorunun reklamcıya taraf olacağını ve kullanıcıların ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaklaşacağı görüşündeydiler.

Google’ın ilk gelirlerini Yahoo! ve Japonya’nın BIGLOBE gibi portallarına web hizmetleri sağlamayan özel lisanslama anlaşmaları oluşturuyordu. Ayrıca, arama sorgusu anahtar kelimelerine bağlı sponsorlu reklamlardan da gelir elde ettiler. Öte yandan, o zamanların popüler portali America Online (AOL) tarafından kullanılan Overture veya Microsoft’un desteklediği Inktomi gibi rakip arama motorları, sayfalarını indeksledikleri web sitelerinden gelir toplama modelini kullanıyorlardı. Overture, reklam verenlerin üst düzey arama listeleri için ödeme yapmalarına olanak tanıyan politikasıyla çevrimiçi reklamları çekmede oldukça başarılıydı. Ama, Brin ve Page bu tür bir gelirin uygun olmadığı konusunda inatla ısrar ediyorlardı.

Google’ın bu durumu yatırımcılarını düşündürmeye ve kaygılandırmaya başlamıştır. Ardından dotcom balonu patladı ve birçok işletme battı. Ekonominin hızla durgunluğa dalmaya başladığı Silikon Vadisi’nin Cennet Bahçesi beklenmedik bir şekilde bir mali depremin merkez üssü haline geldi. Silikon Vadisinin iş ortamının çözülmeye başladığı bu dönemlerde, yatırımcılar Google’ı büyük bir şirkete satarak nakit para kazanma olasılıkları da oldukça düşük görüyorlardı. Birçok Google yatırımcısı, şirketin beklentileri hakkında şüphelerini dile getirmeye başladı ve bazıları destelerini geri çekmekle tehdit etti. Tüm bunlara rağmen, Google diğer arama motorları arasında en iyisi olarak kabul ediliyor ve web sitesine gelen trafik her geçen gün artıyordu. Ama beklenen gelir bir türlü elde edilemiyordu.

Davranışsal Veri Fazlalığının Keşfi

Yatırımcıların endişeleri, kurucuların da yer aldığı küçük AdWords ekibini daha fazla para kazanmanın yollarını aramaya zorladı. Page, tüm sürecin reklam verenler için basitleştirilmesini istedi ve bu yeni yaklaşımda reklam verenlerin anahtar kelime seçimine dahil olmamaları gerektiğini bildirdi ve seçimi Google’ın yapacağı bir modelini önerdi.

Bu durum, Google’un giderek büyüyen davranışsal veri birikimini ve hesaplama gücündeki uzmanlığını reklamları kişilerle eşleştirme görevine çevireceği anlamına geliyordu. Bu alışılmadık hareketi meşrulaştırmak için yeni bir retorik hâkim oldu. Reklam olacaksa, o zaman kullanıcılarla “alakalı” olmalıydı. Hedefli reklamcılığın ilk adımları atılıyordu. Reklamlar artık bir arama sorgusundaki anahtar kelimelere bağlı olmayacak, bunun yerine belirli bir kişiye “hedeflenecekti”. Bu da kullanıcılara daha alakalı reklamlar gösterilmesini ve reklam verenler için ise ilave değer sağlayacaktı.

Bu yeni yaklaşım ile Google’ın milyonlarca ve sonraki yıllardaki milyarlarca kullanıcı hakkındaki özel ve ayrıntılı yardımcı davranışsal verilerinin açığa çıkardığı hassasiyetleri kullanarak bakir topraklara geçeceği gerçeğini gösteriyordu. Yeni hedefe ulaşmak için, davranışsal değer yeniden yatırım döngüsüne hızla ve gizlice daha büyük ve daha karmaşık bir girişime tabi tutuldu. Yalnızca arama sonuçlarının kalitesini iyileştirmek için kullanılan ham maddeler artık reklamların bireysel kullanıcılara hedeflenmesi hizmetinde de kullanılabilecekti. Bazı veriler hizmetin iyileştirilmesi için uygulanmaya devam edecek, ancak artan bu davranışsal sinyal depoları hem Google hem de reklam verenleri için reklamların kârlılığını artırmak için yeniden tasarlanacaktı. Hizmet geliştirmenin ötesinde kullanımlar için mevcut olan bu davranışsal veriler bir fazlalık oluşturuyordu ve genç Google hayatta kalmak için gerekli olan “sürekli ve üssel kârlara” giden yolu bu davranışsal veri fazlalığının gücüyle bulacaktı. Yaşanan ekonomik bir acil durum sayesinde, kapitalizm farklı şekilde evrilmeye ve şirketin kullanıcılarla orijinal ilişkisinin örtük savunuculuk odaklı sosyal sözleşmesinde sessizce kaymalar başlamıştı.

Şekil-2: Davranışsal veri fazlasının, öngörü ürünleri geliştirmek için makine zekasına beslendiği ve gelire dönüştürülmesi.

Bugünkü Google, gözetim kapitalizminin kök saldığı dönüm noktası olan 2002’nin bu zemini üzerine inşa edildi. Firmanın bu davranışsal veri fazlasını kullanımı önemli bir eşiği aşıyordu. Google günlükler ekibi bir sabah ofislerine gelip, bir önceki gün gerçekleşen aramalarda en sık kullanılan sorgular listesini incelerken, listenin başındaki tuhaf bir cümle dikkatlerini çekti: Bu soru “Carol Brady’nin kızlık soyadı nedir?” idi. 1970’lerin bir televizyon karakteri olan Carol Brady’ye olan bu ani ilginin nedeni neydi acaba? Olayı daha sonra New York Times’a anlatan veri bilimci ve günlükler ekibi üyesi “Dünyada başka neler olup bittiğini bilmediğiniz sürece yorumlayamazsınız” diyecekti.

Ekip, bulmacayı çözmek için çalışmaya başladıklarında, bu sorgu cümlesinin her birisi tam saati kırk sekiz dakika geçe olacak şekilde, beş ayrı defa gerçekleştiğini fark ettiler. Daha sonra ise bu sorgunun TV’de yayınlanan “Kim milyoner olmak ister? “ isimli TV şovunun yayınlanması sırasında olduğunu anladılar. Ani yükselişler ise gösterinin yayınlandığı ve Hawaii’de biten birbirini izleyen zaman dilimlerini yansıtıyordu. Her saat diliminde şovun sunucusu Carol Brady’nin kızlık soyadını sorduğunda, her bölgeden aynı soru Google’ın sunucularına akın ediyordu. Bu verilerde muazzam bir fırsat vardı.

Google akan bu verileri hızlı bir şekilde analiz ederek sonuçlandırmak için AdWords uygulamasını kullanıyordu. Gelişmeler, AdWords projesini Google’un İnternetten şaşırtıcı derecede kazanç sağlayacağı, gözetim kapitalizminin en karlı projesi haline getiriyordu.

Google’ın bundan önceki dönemlerindeki reklamları, o zamanlar çoğu çevrimiçi reklamcılıktan daha etkili kabul ediliyordu. Çünkü bunlar arama sorgularına bağlıydı ve kullanıcıların tıklama oranı olarak bilinen, kullanıcının bir reklamı gerçekte ne zaman tıkladığına bağlıydı. Buna rağmen, reklam verenler, bir reklamı kaç kişinin görüntülediğine göre geleneksel şekilde faturalandırılıyordu. Arama genişledikçe Google, reklam verenin anahtar kelimesini bir aramada kullanan reklam verenin metin kutusunu ve açılış sayfasına giden bir bağlantıyı içerecek olan AdWords adlı self servis sistemi oluşturdu. Reklam fiyatlandırması, reklamın arama sonuçları sayfasındaki konumuna bağlıydı. Bu noktadan itibaren, sürekli artan makine zekâsı ve her zamankinden daha geniş davranışsal veri fazlası birleşince, benzeri görülmemiş bir birikim yaratılmış oldu. Google’ın yeniden yatırım öncelikleri yalnızca kullanıcı tekliflerini iyileştirmekten çok dünyanın şimdiye kadar gördüğü en geniş kapsamlı ve teknolojik olarak gelişmiş hammadde tedarik operasyonlarını icat etmeye ve kurumsallaştırmaya kayacaktı. Bundan böyle, gelirler ve büyüme daha fazla davranışsal fazlaya bağlı olacaktı.

Google’ın görünüşte birbiriyle bağlantılı olmayan, e-postadan arama motorlarına, kitap projelerinden bedava olarak sunulan mobil telefon işletim sistemi Android’e, türlü türlü yazılımlardan tüm dünyanın haritalanmasına kadar ve hatta, tüm dünyaya sunulmaya çalışılan bedava internet erişimine kadar yayılan ürün ve hizmet çeşitliliği açıklayan tek şey, gözetim kapitalizminin işleyebilmesi için gerekli olan bedava hammaddeolarak kabul edilen insan deneyimi verisine sahip olma zorunluluğudur.

Google’ın ilk yıllarda dosyalanmış birçok patenti, bu önemli yeniliklere yol açan keşif, yaratıcılık ve karmaşıklık patlamasını ve firmanın davranışsal fazlalığı yakalama konusundaki kararlılığını gösteriyor. “ Hedefli ReklamdaKullanılmak üzere Kullanıcı Bilgilerinin Üretilmesi “ başlıklı patent ise bu sürecin zirvesini gösteriyor. Bu patent, Google’ın başarısını tanımlayacak yeni bir mutasyon ve ortaya çıkan önemli bir birikim mantığının simgesidir.

AdWords kısa sürede o kadar başarılı oldu ki, izleme mantığının önemli ölçüde genişlemesine ilham verdi. Bu, Google’ın hızla genişleyen anlam‑bilimsel analiz ve yapay zekâ yeteneklerini kullanarak anlamı verimli bir şekilde “sıkıştırmak” için Google’ın “bilgi çıkarma ve analiz” konusundaki yeni keşfedilen becerilerini herhangi bir web sayfasının veya kullanıcı eyleminin içeriğine doğru çevirmeyi gerektiriyordu. Google, ancak o zaman bir sayfanın içeriğini ve kullanıcıların bu içerikle nasıl etkileşimde bulunduğunu doğru bir şekilde değerlendirebilirdi. Google’ın patentli yöntemlerine dayanan bu “içerik hedefli reklamcılık” sonunda AdSenseolarak adlandırıldı. 2004’e gelindiğinde, AdSense günde bir milyon dolarlık bir çalışma oranına ulaştı ve 2010’a kadar 10 milyar doların üzerinde yıllık gelir elde etmeye başlayacaktı.

Şöyle bir durup geldiğimiz noktada bu yeni ekonomik düzene baktığımızda şunu görürüz: Henry Ford üretim hacmini artırarak maliyetleri kökten düşürebileceğini ve talebi genişleterek kârı maksimize edebileceğini kanıtlamak için yola çıktı. Bu, kendisi için hiçbir ekonomik teori veya uygulama yapısının bulunmadığı, kanıtlanmamış basit ama riskli bir ticari denklemdi. Ama hiç kimse Ford’un hayal gücünde duyduğu büyük senfoniye ulaşamamıştı.

Ford ve Google’daki bu iki özgün yaklaşım arasında kapitalizm açısından temel farklılıklara dikkat etmek önemlidir. Ford’un icatları üretimde devrim yarattı. Google’ın icatları ise veri madenciliğinde devrim yarattı ve gözetim kapitalizminin ilk ekonomik zorunluluğunu belirledi: bilgi çıkarma zorunluluğu. Bu bilgi çıkarma zorunluluğu ise beraberinde hammadde tedariklerinin sürekli genişleyen bir ölçekte yapılması gerekliliği anlamına geliyordu. Endüstriyel kapitalizm, düşük birim maliyetle birlikte yüksek verim elde etmek için üretimde ölçek ekonomileri talep etmişti. Buna karşılık, gözetim kapitalizmi, davranışsal veri fazlasının temininde yüksek ölçek ekonomilerini talep eder. Bu nedenle, gözetim ekonomisi her geçen gün daha fazla, daha fazla gözetleme verisine doymak bilmeyen azgın bir şekilde ihtiyaç duyar.

Zuboff ‘a göre davranışsal fazlalık (behavioural surpass), Google’ın kazanç başarısının temelidir. 2016’da ana şirketi Alphabet’in gelirlerinin yüzde 89’u Google’ın Hedefli Reklamcılık programlarından elde edildi. Hammadde akışlarının ölçeği ise Google’ın internet üzerindeki hakimiyetine yansıyor ve ortalama olarak her saniye 40.000’den fazla arama sorgusu işleniyor: 2017’de dünya genelinde günde 3,5 milyardan fazla arama ve yılda 1,2 trilyon arama ile hep beraber bedava hammadde okyanusuna su taşımaya devam ediyoruz.

Sonuç

Google, Facebook ve benzerlerinin çalışma yöntemleri ve bizleri izledikleri zaten malumumuzdu. Shoshana Zuboff bunu farklı bir bakış açısı ile derli toplu bir biçimde ve zengin kanıtlarıyla birlikte sunarak, anlaşılır halde paketlemiş. Zuboff, karmaşık algoritmalarla karşı karşıya olduğumuzu düşündüğümüz bugünde, kapitalizmin uzun süren evriminin yeni bir aşamasıyla karşı karşıya olduğumuzu söylüyor.

Gözetim kapitalizmi her şeyden önce kullanıcıların, yani bizlerin, davranışsal verilerini hiç izin almadan sahiplenerek yeni öngörüler üretmek için kullanabileceği bedava kaynak olarak görüyor. Kullanıcılar izin vermediklerini açıkça ifade ettikleri halde bile veri toplamak ve yorumlamak amacıyla patentli yöntemlerini kullanmaktan vazgeçmiyorlar. İçlerini bilmediğimiz anlaşılmaz tasarımları sayesinde kullanıcının cehaletinden yararlanarak ve yasal aralıkları kollayarak bedava hammaddetoplamaya devam ediyorlar. Elbette bu durum, mevcut teknolojik içeriğin tam olarak bilinmemesinden ve doğal olarak hukuksal düzenlemelerin teknolojik gelişmelerin arkasından gelme özelliğinden kaynaklanıyor.

Sonuç olarak Zuboff ‘un saptamalarını ve yorumlamalarını dikkatle izlemeliyiz. Elimizdeki o küçük cihazlardan bize sorulan istekleri her kabul ettiğimizde, bu gözetim kapitalizmi canavarını hayatımızın verileriyle beslediğimizi unutmamalıyız. Tüm bu gelişmeler ışığında isteklere ve onaylara kimin karar vermesi gerektiğini konusunda kendi kararımızı vermeli, uyanık olmalıyız. Gözetim kapitalizminin ve genel olarak kapitalizmin kötü bileşenlerinin farkında olmalıyız. Yaşadığımız dünyayı daha yaşanabilir hale getirebilmek veya en azından daha kötüye gidişi durdurmak için hepimizin sorumluluğu var. Kudurmuş̧ bir halde gelen bu yeni kapitalizm mutantını evcilleştirmek veya kontrol altına alabilmek için elbirliği ile çalışmalıyız. Bunun için stratejimizi canavarı yenmek, evlerimizi ve en samimi mekanlarımızı geri almak ve gençlerimizi bu canavarın pençelerinden kurtarmak üzerine kurmalıyız. Eğer bunu başaramazsak, sıkıntılarını hep birlikte çekeceğimizi unutmayalım.

The Age of Surveillance Capitalism çarpıcı ve aydınlatıcı bir kitap. Bu kitabı bilgi teknolojileriyle profesyonelce uğraşan herkesin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum. Öte yandan bilişim teknolojilerinin hayatımızın her yerinde ve hayatımızın vazgeçilmezi olması nedeniyle, hiç kuşkusuz herkesin de okumasını salık veririm.

Gözetim Kapitalizmi” için 8 yorum

Kendininkini ekle

  1. Hocam uzun olmasına rağmen sonuna kadar okudum. Muhteşem olmakla birlikte bir kullanıcılar açısından ürpertici. Güzel bir anlatımla arşivlik bir yazı.. teşekkür ederim, elinize sağlık…

    Liked by 1 kişi

  2. Hocam uzun olmasına rağmen sonuna kadar okudum. Muhteşem olmakla birlikte bir kullanıcılar açısından ürpertici. Güzel biz anlatımla arşivlik bir yazı.. teşekkür ederim, elinize sağlık…
    Veyis polat

    Liked by 1 kişi

    1. Yorum için çok teşekkürler Veyis Hocam 🙋🏻‍♂️
      Bu konu gerçekten çok önemli, bizim için, insanlık için. Yaşanan değişimin farkında olmamız lazım. Bu nedenle biraz ürpermemiz iyidir.
      Selamlar, saygılar.

      Beğen

nejat için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: